Muhammet Baran ASLAN Eski günler
Yazı Detayı
15 Eylül 2020 - Salı 12:20
 
Eski günler
Muhammet Baran ASLAN
 
 

Eski Günler ne de güzeldi. Buram buram özler olduk...

İnsanlığı özledik. Hem hasreti hem vuslatı, güzelliği özledik.

Eski sohbetleri, samimiyeti, sıcaklığı…

Rüzgârın usulca esişini, ahenkli ve uzun günleri özledik.

Ve çiçekleri ve yeşili ve gökyüzünü…

Gülümseyen çocukları, sağlıklı anneleri, sevecen dedeleri özledik.

Benim çocukluğum o güzel zamanların son yıllarında geçti. Ucundan yetiştik yani. Çok değil daha 10 sene önce bile eskilerin kırıntıları süslerdi hayatlarımızı. Ailem o günleri anlattığı zaman göz bebeklerini bir gülümseme kaplar, yüz çizgileri belirginleşir ve iç çekişler alır beni benden.

Eski Günler Eski Günler! Uzun kış gecelerindeki sohbetler gelir aklıma. Odun sobasının içimizi ısıtışı, soba üzerinde pişirilen kestanelerin demli bir çayla verdiği lezzeti, mandalina kabuklarının yaydığı kokuları, mum eşliğinde yapılan gölge oyunlarını özlerim. Televizyon olsa da dinlenirdi radyolar. Sinemaya, tiyatroya rağbet daha fazlaydı. Her gün koparılıp okunurdu takvim yaprakları. Balık tutmaya giderdi babalar. Anneler kız kardeşleriyle güzel hatıralar biriktirirdi. Fıkralar, masallar, hikâyeler anlatılırdı. Saçlar uzatılsa dahi kirpilere özenilmezdi. Pantolonlar bellerden düşmezdi.  Her şeyin bir usulü vardı.

Çocuklar tüm gün mahalledeydi. Saklambaç, körebe, ip atlama, yakar top aşinası olduğumuz oyunlardı. Paketli şeyler değil sulu karpuzlar, salçalı ekmekler doyururdu karınları. Ceplerde saçma sapan kartlar ve telefonlar değil sakız, bilye ve taso taşınırdı.

 Akrabalık, komşuluk ilişkileri iyiydi. Dostluklar gerçekti. Dünya evine girenler üç gün sonra boşanmazdı. İnsanlar kefil olabilirdi birbirlerine. Aç kaldığımızda bilirdik ki elbet bir tabak yemek gelir komşudan. Cuma günleri kuru mesajlar atılmazdı. Hayır-hasenat yapılırdı, aranırdı, camide buluşulurdu. Ramazan günlerinde toplar atılırdı. Sahur zamanlarında davulcular en güzel manilerini okurdu. Bayramda tatil köyleri ve plajlar dolup taşmazdı. Yaz tatillerinde memleketlerini ziyaret eder, köylerine uğrar; dut, ceviz, fıstık, fındık toplardı insanlar. Yaşlılara saygı gösterilir, sözleri dinlenirdi. Çocuklar doğduğunda fidanlar dikilirdi. Sünnetler yarım yamalak bir törenle geçiştirilmez dev kazanlarda pilavlar pişirilirdi.

Özledik be abiler…

Mutluydu insanlar. Belki az da olsa vardı ama bu kadar betonlaşmamıştı, makineleşmemişti, yapaylaşmamıştı, kirlenmemişti, acımasızlaşmamıştı dünya. Bu kadar soğuk, itici bir yer değildi…

Köşelerde kıvrılıp uyuklayan kediler, kendi kavanozunda yüzen balıklar bile mutluydu.

Huzur vardı güneş ışıklarında. Ümit vardı mektep sıralarında. Kitaplar manalıydı, şiirler kafiyeliydi.

Isırdığınız elmanın bir lezzeti vardı.

İlaç kokmazdı buğday tarlaları. Su kenarlarında çiçekler görürdük plastik şişelerden ziyade. Çöpleşmemiş ağaç diplerinde mantarlar çıkardı köyümüzde. Serçeler üzüm salkımlarının üzerinde söylerdi şarkılarını. Minareler uzanırdı göklere direklerden öte… Her taraf toz duman değildi o zamanlar. Fabrika gürültüleri ile uyanmazdık. Bu kadar korna sesi karışmazdı konuşmalara.

Her şey satın alınmaz kurutmalık, dolmalık, salça, bastık, turşu gibi lezzetli yiyecekler hazırlardı ev hanımları.

Özledik ablalar…

Nenelerimizin günlerce uğraşıp ördüğü süveterleri ve her hadiseye uygun atasözlerini özledik.

Mavi önlüklü, kırmızı kurdaleli talebeleri özledik. Sadece okutan değil maddi manevi destek ve eğitim veren muallimleri özledik.

Sokaklardan geçen seyyar satıcıları, faturadan çok mektup getiren güler yüzlü postacıları, balkonları süsleyen begonyaları, haşlanmış taze mısırın tuzla yenişini, manayla yoğrulmuş fotoğrafları, usul usul çalan kasetleri, Pazar kahvaltılarında okunan gazeteleri ve derdi hakiki sanat olan mecmuaları özledik. 

En çok da vicdanlı insanları özledik. Çocuklara karşı hazla değil merhamet ve muhabbetle yaklaşan, delilerle dalga geçmeyip yardım eden, hayvanları zehirlemeden yem veren insanları özledik. Fikir farklılıkları, siyasi ayrılıklar, kavgalar olsa da vicdan sahibi beşeriyeti özledik. Eksiğiyle, fazlasıyla…

Şimdi yok mu bunlar dediğinizi duyar gibiyim. Var mı? Varsa ne kadar var? Yahut eski lezzeti kaldı mı?

Ben çok az bir kısmına yetişmişken bu kadar özlüyorum o günleri. Düşünün ki yaşlılar ne kadar hasret çekiyor ve evlatlarımız neyi özleyecek!

Özleyin dostlar, bu çağ ölüm çağı. Samimiyetin, hakikatin, içtenliğin son anları. Bize sadece özlemek kaldı. En azından özlemenin değerini bilmenin zamanı…

 

 
Etiketler: Eski, günler,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı